270x270-barbie1
    Aslında yazmak için epey yanlış bir zaman seçmiş olabilirim çünkü bu sabah eleştirisini yazacağım diye Aydilge Sarp dinlerken sürekli onu tenkit ettim ve belki de tek bir vechine bile müspet bir nazarla teveccüh etmedim. Sonuç dürüst olmasa da her zaman kişisel olacağı ve “her yaptığın şey aslında otoportrendir” lafzına uygun düşeceği için vicdan azabı çekeceğimi zannetmiyorum.

    Efendim, malumunuz Küçük Şarkı Evreni albümü ile müzik severlerin huzuruna çıkan sanatçımız, bir hayli zaman önce de Sobe albümünü çıkardı. Pek bir gündemi olmayan ben de “hiç yoksa yakın tarihli albüm” olsun diyerek bu 2009 çıkışlı albümü buraya taşımaya karar verdim. 
    2006 yılından beri müziği ile hayatımızda olan Aydilge’yi sevdiğimi söyleyeyim öncelikle. Hani biliyorum, bundan sonra söylediklerim sevmiyorum gibi algılanmamı sağlayacak…
     Tatlı kelimesinin birebir karşılığı olduğunu düşündüğüm sanatçımız, dinlerken insanı iyi hissettiren, sevindiren, pozitif enerji ile dolduran biri. Hatta bu şirinlik öyle bir raddeye varıyor ki, hangi şarkısını dinlerseniz dinleyin bu haletiruhiyeden kurtulamıyorsunuz; ve Aydilge tatlı bir kız olarak kalıyor. 
    Aslında çomak sokmak istediğim nokta bu. Aydilge hep tatlı. Bugün fark ettim ki Aydilge her duyguyu anlatan şarkılar yapmış. Bunu yükseldin şarkısındaki gitar solosunu işitince fark ettim. Bence baba grupların harcı olan ve Şebnem Ferah‘a dahi yakışmayan böyle BİR soloyu albümüne hiç koymamalıydı. (En azından şarkıyı fark etmemi sağladığı için işe yaramış diyebilirim) Ona, sen tatlısın, şirinsin, çılgın kızsın diyorum. Böyle rockerlık falan nedir yani. Janis Joplin misin? Onun bile aklımda kalan gitarı yok ya neyse. (türü de farklı, biliyorum: aklıma başka rock’çı kadın gelmedi) Tehlikeli sulara doğru gittiğim için kadınlık, rockerlık ve haddini bilmekle ilgili kısmı hemen geçiyorum. Ama dediğim gibi, ilk duyduğumda şaşırdım resmen ve hemen aklıma yukarıda yazanlar geldi. Ben bu “tatlılığın” beni ziyadesiyle rahatsız ettiğini yinelemek istiyorum. Kaldı ki bu kulvarda parmakla gösterebileceğim çok iyi bir sanatçımız var. Göksel. Ve göksel yukarıda zikrettiğim “tatlı komasından” adamı götürmüyor ve dahi Göksel’in çok iyi ayrılık şarkıları olduğunu düşünüyorum; ağlatan cinsten. Ama Aydilge böyle değil. Aydilge bu ciheti fark edilir edilmez -tarafımdan- kaybediliyor. Shift+Delete’e kadar yaklaşıyor.
     Demem o ki, Aydilge BİR KAÇ defalığına güzel dinletiler sunuyor. Yahut daha olumlu bir bakış açısıyla ara sıra (ama aralar bir hayli açık olmak kaydıyla) dinlenebiliyor. Müzik sizi yorsun istemiyorsanız Aydilge seçin. Power TURK ya da MTV açacağınıza Aydilge dinleyin ama her zaman daha iyi seçenekler olduğunu bilin.
    Aydilge’nin -roman- yazarlığı kişiliğinden ve sözlerin tamamımın (zannediyorum) kendisine ait olmasından dolayı beğenimi kazandığını söylemeliyim ayrıca. Kitaplarının da iyi olduğusöyleniyor
    Hülasa; dinleyin efendim. her iki albümü de iyidir.
    Müzikle kalın…

 

Reklamlar