front_cover 
  Tesadüf yahut -muhafazakar kesime göre- tevafuk; ne olduğunu artık önemsemediğim hayat ve kurgusu bana bu yazıyı Polonyalı bir dilberin vesilesi ile yazdırıyorsa, ona hayran olmamak elden gelmemesi icap eder sanıyorum. Ben de öyle yapıyorum…

   Ehemm… Efendim, namı diğer The Kings of Lion ile ilgili bir şeyler yazacağım bu sefer. 1999 yılında kurulan Amerikalı grup alternative rock yapıyor desek de bluesdan etkilendikleri söyleniyor. Açıkçası blues, jazz, rock üçlüsünü de dinlememe rağmen bariz benzerlikler haricindeki ayrıntıları veya müziklerin altyapısını oluşturan ögeleri ayırt edemiyorum (umarım) henüz. Jazz davulunu yahut blues gitarını belki ayırabilirim, ancak irfanım bu kadarı ile sınırlı kalır. Fakat bu konu hakkında okuyup öğrenmeye çok açım diyebilirim. TRT 2’nin radyo yayınını bu yüzden çok seviyorum mesela. Dinlediğiniz her ne ise, onunla ilgili öyle açıklayıcı bilgiler veriyorlar ki, hiç sevmediğiniz bir eseri bile içeriği hakkında öğrenmiş olduğunuz bilgiler ışığında sevmeye başlayabiliyorsunuz. Sadece eski ve zamana dayanıklı bir grubun kısa biyografisi bile sizi ona itmeye yetebiliyor. Yoksa ne Lou Reed ne The Smiths ne de The White Strpies ile tanışamazdım.
   Her neyse, biz yazımızın bahis konusu grubumuza dönelim. Son albümleri Only By The Night ile kendilerini dinlemeye başladığım grubun solistinin sesini duyar duymaz aklıma The Doors geldi. Nasıl bir serbest çağrışımın mamulüdür bilmem bu netice ama bu hoşuma gitmedi de değil. Grupta hiç Amerikan havası yok öncelikle. (Üyeleriyle ilgili ayrıntılı bilgim yok) Şarkılarında hissettiğim tek şey bezginlik, yorgunluk ve keder. Sürekli meramını anlatma cehdinde perişan birini düşlüyorum… Ve bu hava tüm albüme yayılmış diyebilirim. İlk şarkıdan sonuncusuna kadar aynı yakarışı hissediyorsunuz. Bu acıda solistin sesinin tartışmasız etkisinin müziğin uyumu olmadan tek başına muvaffak olmayacağının farkındalığı, karşınızdakinin iyi birer grup olduğunu ispata uğraşıyor. Tabii her şeyi paraya çeviren Amerikalılardan korkulur ağbi. Hollywood’ta gördüğünüz garabetler müzik piyasası için de geçerlidir yeni dünyada. Bu yüzden Amerikan müzisyenlere her zaman temkinli yaklaştım ve böyle yapmaya devam da edeceğim.
   Bunlar haricinde albüm şarkı sözlerinin tatmin edici olduğunu söyleyebilirim. Grubun havasındaki Avrupalılık şarkı sözlerinde de var yani. Şarkıların sözlerini bulmak için kendinizi sıkmanıza gerek yok aynı zamanda, çünkü şarkıdan ne hissediyorsanız çoğunlukla sözleriyle uyumlu olduğunu görüyorsunuz. Yani albüm tam da hissettirdiği gibi güzel bir ayrılık albümü. Sanat üretimine en iyi malzemelerden olan “terk edilme” buranın da ana yemeği; ama tadı çok leziz. Baştan sona bir kırgınlık ve kızgınlık sizi alıp götürüyor. Bu kızgınlık ve kırgınlığı zannediyorum Cold Desert şarkısıındaki şu dizeler biraz olsun sezdirecektir size… (Cür’et edemediğimden çevirmiyorum)
 
   “Jesus don’t love me, no one ever carried my load
   I’m too young to feel this old”
 
   Bu güzide grubumuzun da çok güzel bir genç kız şarkısı var; 17… İlk mısraları şöyle:
 
    Oh, She’s only seventeen
    Whine whine whine and weep over everything”
 
   Toplam on bir adet birbirinden güzel şarkı bir araya gelmiş, konsept albüm kıvamında bir dinleti sunuyor. Yani bu şarkı deryasına girmeden (ve çıkamadan) konuyu sizin dikkatinize terk etmek istiyorum. Gerçekten her kademede güzel çalışılmış ve işlenmiş bir albüm olduğunu ve grubun diğer üç stüdyo albümünden daha güzel olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum.
 
   “She took my heart, I think she took my soul.” (Closer)
   Müzikle kalın…

 

Reklamlar